Celal: Semih Abi! Nasıl oldun?
Semih: Lan oğlum bıktım yemin ederim. Otuz yıldır bir insan ağzına kadar dolu tencereleri aynı yere koyar mı ya? Üç ev değiştik tencereler yine bende. Vay neymiş eğilmişmişim, değiştirseler miymiş.
Fethi: Abi abartma sen de ya iki tencere alt üstü. Bak Yaşar’ la bana yirmi yılı devirdik. Kıllı kıllı göbeği, yemek yemiyor anasını satayım, dirsekleri dayayıp kerkiniyor herif.
Yaşar: Doğru diyor abi. Geçenlerde kıl dönmesi mi ne olmuş bunda. Götü sağa verip oturuyor. Çat diye ses geldi belimden. Sesi fark etti heralde de azıcık toparlandı. Çocuğu da kendine benzetti topalak bi’ şey oldu. Topalaklığı geçtim bir de tepikleyip duruyor. Tak tak tak...
Semih: Oğlum siz de ne dertliymişsiniz. Ağzıma tıktınız lafı. Zamane gençleri işte. Sen bunları örnek alma Celal.
Yaşar: Haydaa...
Semih: Ah ah! Bak Celal! Sene 1988. Arif, Mahmut, Salim, ben. Çakı gibiyiz. Pırıl pırıl. O zamanlar civanız tabi, o şekilde desenler, motifler üstümüzde. Salim’in göbeğinde bir lira kadar cilasız yer vardı. Alay ederdik ‘Oğlum abdest tutmaz senin’ diye de önce iki kızar sonra gülerdi bizle. Doğuştanmış o da. Tutmamış bir türlü cilayı. Neyse aldılar gelip dükkandan. O zaman böyle götü başı salmış değillerdi. Evi düzmeden yapmışlar düğünü de takılan üç beş altını bozdurup tutmuşlar Siteler’in yolunu. Dedim ya dipçik gibiyiz. Üzerimize çıkıp perde asarlardı da bizden ses çıkmazdı. Gel zaman git zaman senin bu topalak dediğin geldi dünyaya. Ooo ne curcuna erkek çocuk oldu. Tatlı bir şeydi de doğduğunda. Sonradan çıktı huyu ortaya. Tabi çocuk olunca ev dar geldi bunlara. 2+1 Mamak’ta ev nolacaktı. Sordular eşe dosta. Abidinpaşa’da 3+1 ev. Yeni bina. Biz de sevindik kendi aramızda. Nemden kurtuluyoz lan yeni bina şimdi nem mem de olmaz oralarda diye. Önce dediler kendimiz taşırız evi. Tam Siteler’den gelişimizin onuncu yılı. E on yılda evin içi dolmuş tabi, nerde o yeni evli döşekte yattıkları halleri. Aradı herif dayı oğlunu, o gün öğrendim akrabayla iş yapılmayacağını. Geldi üç tane yapılı, kirli sakallı, kavruk genç. Eski bina işte, daracık merdivenler. O gün kaybettik Arif’i. Tam ikinci katı birinci kata bağlayan merdivenin dönemecinde çatırt diye bi’ ses geldi. Dün gibi hatırlıyorum. Hemen sağımda Salim vardı ona baktım. Salim gözlerini sağ tarafına dikmiş, donmuş kalmıştı. Sonra gözleri doldu. O zaman anladım Arif’e bi’ şey olduğunu. Şimşeği takip eden gökgürültüsü gibi beton merdivene düşen Arif’in sesi geldi. Biz dört kişiydik. Dört kişi olmak zorundaydık. Arif, Mahmut, Salim, ben olmalıydık.
Yaşar: Başladık yine.
Fethi: Abi eyvallah Allah rahmet eğlesin ama yeter gari.
Yaşar: Bıkmadın anlatmaktan abi yemin ederim. Geçen sene de Mahmut Abi’yi kaybettik. Hepimiz üzüldük ama Celal kardeşimiz katıldı aramıza. Bak Celal’ e pırıl pırıl kardeşim benim.
Celal: Sağolasın Abi. Ama izniniz olursa Semih Abi’nin hikayesini dinlemek isterim.
Fethi: Haydaa...Lan oğlum neyini dinleyecen. İyi adamlarmış işte. Talihsizlik işte.
Semih: Lan oğlum ben o gün...
Yaşar: Abi sen de hemen alınıyon ha! Saygısızlık ettiğimiz yok ki. Ne gerek var şimdi eski yaraları açmayı diyoruz.
Celal: Sen devam et lütfen Semih Abi.
Semih: Azıcık şu çocuğu örnek alın oğlum.
Fethi: Yav bu da kibarcık yeminlen. Fabrika çıkışlı işte.
Yaşar: He ya bu fabrikalılar da bir şekil oluyor.
Celal: Abiler ne alakası var fabrikalı olmakla. Ben bilmiyorum hikayeyi merak ettim.
Fethi: Lan olum neyini merak ediyon. Arif’i duvara çarpmış elemanlar Salim de...
Semih: Duvara çarpışmış. Sen hiç can dostum dediğin arkadaşını yerde cansız yatarken gördün mü? Daha da acısı ne biliyo musun Celal? O iki şerefsiz birbirine baktı ve omuz silktiler sonra da daha uzun olan hiç bir bok olmamış gibi Arif’i koltuğunun altına sıkıştırıp devam ettiler inmeye merdivenleri.
Celal: Vay şerefsizler!!!
Fethi: Ooo bak sen fabrikalıya.
Celal: Özür dilerim bir an dayanamadım.
Semih: Şerefsizler ki ne şerefsizler Celal. Savurup attılar kamyonun arkasına. Arif’in cansız bedeni de fırlattılar kamyonun içine. Şans ya Salim’in yanına düştü. Göz yaşları durmuştu Salim’in ama yüzü hala aynıydı. Gözleri Arif’in bedenine kitlenmişti. Mahmut’a baktım onun da gözler doluydu ama Mahmut işte ne bi’ şey anlatır, ne bi’ şeyden dertlenirdi. Gözleri dolmuş boş boş kamyonun arka köşesine bakıyordu. Ses etmedim. Bi’ şey demezdi bilirdim. Mahmut’tu işte. Benim asıl endişelendiğim Salim’di. En kırılganımız da oydu. Biraz seni andırıyordu ha Celal oğlum. Senin gibi kibardı, efendiydi. O kadar alay ederdik de bi’ kez olsun ağzından kötü laf çıkmamıştı. Ama şimdi gözleri bir an olsun ayrılmıyordu Arif’in bedeninden. En çok da Arif severdi Salim’i. Aynı yaştaydılar ama Arif hep abisi gibiydi Salim’in. Ne zaman alay etsek Salim’le uzatmayın diye azarlardı bizi. Ben Salim’e ne yapacağımı düşünürken o şerefsizler yığmıştı yanımıza bi’ sürü eşyayı. Motorun çalışma sesini duyunca kendine geldi Salim. Üçümüz de baktık birbirimize sonra Arif’e gitti gözlerimiz. Sonra çıktı kamyon yola. Sanki bilerek tüm çukurlara giriyordu şerefsizler. Her bir çukurda Arif’ in bedeni bir o yana bir bu yana savruluyordu. Her savruluşunda bir küfür savuruyordu Mahmut. Nerdeydik, ne kadar kalmıştı varmamıza, ev sahipleri görünce ne yapacaktı. Ben bunları düşünürken kamyon birden sallandı...
Celal: Semih Abi iyi misin?
Fethi: Dedik abi sana deşme eski mevzuları bak yine başladı.
Celal: Ne oldu ki nesi var Semih abinin?
Yaşar: Yav abi diyoruz sana yaşlandın artık.
Semih: İyiyim Celal oğlum yok bi’ şey. Susun siz de. Nerede kalmıştım?
Celal: Abi başka zaman devam et istersen.
Semih: Oğlum yok dedim bi’ şeyim.
Celal: Kamyon sallandı demiştin abi.
Fethi: Lan sen de!!!
Semih: Kamyon sallandı. Mahmut’un Semih diye bağırmasıyla kendime geldim. Mahmut ne ana bırakmıştı ne bacı bi’ yandan da ağlıyordu...
Yaşar, Fethi, Celal: Semih Abi!!!
Ev sahibi: Hanııııım!!! Bu masanın ayağı kırıldı IKEA’da ne güzel masalar var. Yarın çıkıp bakalım iş çıkışı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder