Adın zehir olmuş yüreğime. Ağlamak en çok çirkinlere yakışır. Kambur sırtımda taşınmaz olmuşken anılar nereye koysaydım seni? Batarken, en son sen ve ben kalmışken geçmedi mi sanırsın aklımdan: Bırak o binsin son sandala, ben kalırım yine boynum düşmüş öne. Karışırım belki ardından denize. "Ağlamak en çok ona yakışırdı" dersin denize düşen yağmur damlalarını seyre daldığında.
Arınır mı yüreğim?
Yıkansam her dalgasında?
Yorgun düşüp kıyıya vurduğumda...Hangi kıyı beni kabul eder bilmem. Veririm göz yaşlarımı haraç niyetine. Yatıp sırt üstü bakarım gökyüzüne. Ayın çaresizliği yakar içimi. Kül rengi teni. "Ağlamak en çok bize yakışır" derim.
Yine yatağım. Yutmuş beni. Gereksiz sıcak yastığım tutar başımı havada. Örtmüş perdeler gecenin güzelliğini. Her bir motifine kıskançlık işlemiş. Sahte çiçekleri gereksiz övgü güne. Soğuk, sarımtrak duvar var sol yanımda. Sol yanım olmuş senden sonra."Ziyaret saati bitti". Sırtımı sol yanımdan ayırıp yatağın yumuşak hapsine gönderirim. Tavan karşılar gözlerimi. "Bugün hangisini istersin?" diye sorar bilmezmiş gibi. Cevabımı beklemeden gönderir her zamankini. Gözlerim dolar.
Ağlamak en çok bana yakışır.
30 Ekim 2016 Pazar
27 Ağustos 2016 Cumartesi
Senin Adına...
-Senin adına sevindim.
+Adım ney kı benim?
-O nasıl soru?
+Verdiğin her cevaba kafamı sağa sola sallayacağım bir soru ama sen yine de cevap ver.
-Dalga mı geçiyorsun benimle?
+Senin adına dalga geçiyorum seninle. Sahi senin adın ne? Adını bilmeden dalga geçmem büyük kabalık oldu.
-Neyin kafasını yaşıyorsun?
+Benim adıma senin kafanı yaşıyorum. Nasıl benim adıma sevinebiliyorsun anlayamaz olmuş kafam da kendi adına bir şeyler yaşıyor. Adını sormuştum cevap vermedin değil mi? İki kelam öncesinde de benim adımı sormuştum? İki soru da havada asılı kaldı heralde. İlk yağmurda kanalizasyonu boylamadan ilelebet tek aşkları olan 'cevap'larını bulurlar umarım. Aklıma tüm çağlarda kendine yer bulacak bir klişe geldi bak: Cevapsız sorular. Üzülelim mi cevapsız sorular adına ne dersin?
-Anlamıyorum.
+Özür dilerim benim hatam daha adlarımızı bilmezken ben kalkmış kendim adına anlam taşıyan tuğlalardan kule yapmanı istiyorum. Tek tuğladan kule olur mu?
-Neye gülüyorsun?
+Tuğla yiyen bir arkadaşım vardı o geldi aklıma. Küçük parçalara ayırırdı yemeden önce. Sonra oturudu karşılarına içlerinden sadece birini seçerdi. Atardı ağzına. Başlardı çatır çutur çiğnemeye. Bazen ağzım sulanırdı, limon etkisi yaşardım. Geri kalan parçaları ayağıyla bir araya toplar haydi gidelim derdi. Şimdi düşünüyorum belki de anlamak için yiyordu. Sormadım hiç niye yaptığını. Cevapsız soru olurdu heralde iyi ki sormamışım. Vebalini taşıyamazdım. Benim adıma taşır mıydın?
-Saçmalamaya devam edeceksen gidiyorum ben.
+Dur daha adını söylemedin. Adımı sormuyorum artık cevaplayamayacağın gün gibi yakmaya başladı tenimi. Bak şimdiden fark attı bileklerim omuzlarıma yanma işinde. Tamamen soyunsam senin adına sorun olur mu yanarken iz kalsın istemiyorum da.
-Sırf bu saçmalığa son ver diye cevap veriyorum. Senin de bildiğin gibi benim adım -, senin adın da +. Sallama kafanı sağa sola.
-Ama ben sana söylemiştim vereceğin her cevaba bunu yapacağımı. O zaman gel tanışalım. Sen benim adıma, ben senin adına bir şey yapmadan önce tanışalım. Tanışalım ki sen beni bil ben seni bileyim. Sen beni bil ki benim adıma sevinme. Beraber oturalım sevincimin karşısına. Uzatalım ellerimizin ayalarını ısıtalım. Belki kestane de atarız üstüne. Ben kabuklarını soyar sana veririm sen bana. Sen beni bil ben seni bileyim ki sevincim seni yakar mı diyen endişelerime elveda diyeyim mezarlarının başında. Sen gel benimle sevin, adımla değil.
+Adım ney kı benim?
-O nasıl soru?
+Verdiğin her cevaba kafamı sağa sola sallayacağım bir soru ama sen yine de cevap ver.
-Dalga mı geçiyorsun benimle?
+Senin adına dalga geçiyorum seninle. Sahi senin adın ne? Adını bilmeden dalga geçmem büyük kabalık oldu.
-Neyin kafasını yaşıyorsun?
+Benim adıma senin kafanı yaşıyorum. Nasıl benim adıma sevinebiliyorsun anlayamaz olmuş kafam da kendi adına bir şeyler yaşıyor. Adını sormuştum cevap vermedin değil mi? İki kelam öncesinde de benim adımı sormuştum? İki soru da havada asılı kaldı heralde. İlk yağmurda kanalizasyonu boylamadan ilelebet tek aşkları olan 'cevap'larını bulurlar umarım. Aklıma tüm çağlarda kendine yer bulacak bir klişe geldi bak: Cevapsız sorular. Üzülelim mi cevapsız sorular adına ne dersin?
-Anlamıyorum.
+Özür dilerim benim hatam daha adlarımızı bilmezken ben kalkmış kendim adına anlam taşıyan tuğlalardan kule yapmanı istiyorum. Tek tuğladan kule olur mu?
-Neye gülüyorsun?
+Tuğla yiyen bir arkadaşım vardı o geldi aklıma. Küçük parçalara ayırırdı yemeden önce. Sonra oturudu karşılarına içlerinden sadece birini seçerdi. Atardı ağzına. Başlardı çatır çutur çiğnemeye. Bazen ağzım sulanırdı, limon etkisi yaşardım. Geri kalan parçaları ayağıyla bir araya toplar haydi gidelim derdi. Şimdi düşünüyorum belki de anlamak için yiyordu. Sormadım hiç niye yaptığını. Cevapsız soru olurdu heralde iyi ki sormamışım. Vebalini taşıyamazdım. Benim adıma taşır mıydın?
-Saçmalamaya devam edeceksen gidiyorum ben.
+Dur daha adını söylemedin. Adımı sormuyorum artık cevaplayamayacağın gün gibi yakmaya başladı tenimi. Bak şimdiden fark attı bileklerim omuzlarıma yanma işinde. Tamamen soyunsam senin adına sorun olur mu yanarken iz kalsın istemiyorum da.
-Sırf bu saçmalığa son ver diye cevap veriyorum. Senin de bildiğin gibi benim adım -, senin adın da +. Sallama kafanı sağa sola.
-Ama ben sana söylemiştim vereceğin her cevaba bunu yapacağımı. O zaman gel tanışalım. Sen benim adıma, ben senin adına bir şey yapmadan önce tanışalım. Tanışalım ki sen beni bil ben seni bileyim. Sen beni bil ki benim adıma sevinme. Beraber oturalım sevincimin karşısına. Uzatalım ellerimizin ayalarını ısıtalım. Belki kestane de atarız üstüne. Ben kabuklarını soyar sana veririm sen bana. Sen beni bil ben seni bileyim ki sevincim seni yakar mı diyen endişelerime elveda diyeyim mezarlarının başında. Sen gel benimle sevin, adımla değil.
26 Ağustos 2016 Cuma
Ağır Ol!
Ağır ol! Tek seferde içemezsin hepsini. Sen istesen de içilen izin vermez. Kaşık kesiğinin yuva yıkanı oynadığı sahneden akar fazlası. Senden kaçmanın heyecanıyla koşar çenene sonra dönüp bakar gözlerindeki hüzne, içi burulur, yavaşlar. Bilir dönemeyeceğini, sitem eder, beni de kaybettin der, damlar çenenden yok olur gider. Herşeyini kaybediyor insan bir an içinde. Bir an önceki seni kaybetmekten daha büyük bir kayıp yoktur demiştim sana hatırlar mısın? Onu da kaybettin değil mi? Şimdi iyi aç, kaybetmemek için açacağın neren varsa ve dinle:
Ağır ol! Tek seferde yutamazsın o lokmayı. Sen istesen bile yutulan izin vermez. Dilinin üstünde binlerce tat aynı anda takla atar durur, hiçbirini tanıyamazsin. Siyahın tüm renkleri yutmasi gibi acılar yutar tüm tatları. Acı büker boynunu ben bunu hak etmedim der. Diğerleri gelip sarılar acıya senin suçun değildi derler. Her biri son taklasını atarken dilinin yamacından üzülür senin için, kaçırdıkların için, kaçırıldıkları için. Herkesten kaçtığını sanıyor da insan kendinden kaçmanın hayalini bile kuramıyor. Kaçma, otur, al eline demli çayını 'yaptıklarınla' sohbet et demiştim sana hatırlar mısın? Onu da kaçırdın değil mi? Şimdi git çayın altını aç, sonra gel otur yanima da dinle:
Ağır ol!
Ağır ol! Tek seferde yutamazsın o lokmayı. Sen istesen bile yutulan izin vermez. Dilinin üstünde binlerce tat aynı anda takla atar durur, hiçbirini tanıyamazsin. Siyahın tüm renkleri yutmasi gibi acılar yutar tüm tatları. Acı büker boynunu ben bunu hak etmedim der. Diğerleri gelip sarılar acıya senin suçun değildi derler. Her biri son taklasını atarken dilinin yamacından üzülür senin için, kaçırdıkların için, kaçırıldıkları için. Herkesten kaçtığını sanıyor da insan kendinden kaçmanın hayalini bile kuramıyor. Kaçma, otur, al eline demli çayını 'yaptıklarınla' sohbet et demiştim sana hatırlar mısın? Onu da kaçırdın değil mi? Şimdi git çayın altını aç, sonra gel otur yanima da dinle:
Ağır ol!
7 Şubat 2016 Pazar
Saat
Dur! Kaç saat!
Saat dayanamadıysa...
Alır mısınız bir dilim kek daha? Hiç yerim kalmadı. Hiç yarın kalmadı. Ya da hiç yarım kalmadı sandık zamandan kaçan saati. Dikkatinizi çekerim zamandan kalan saati değil.
Kalan ya da kalın bu gece burada. Bir yer yatağım daha var.
Bak şurada. Baksana. Hayır oraya değil. Bakabilmek büyük meziyet üstadım hele de zamandan kaçan saatin ardından bakmak en büyük meziyet.
Meziyet demişken akrep mi hızlı koşar yelkovan mı? Kaçınca mı aklına geldi bunu sormak? Daha bir dakika önce buradaydı saat sorsaydin ya!
Ayıp olur dedim üstadım kıyaslamak.
Al işte bir meziyet daha kıyaslamamak. Ya da kıyaslanmamak. Şimdi bu saat kaçtı ya zamandan, yerine işe alınacakla kıyaslayacak mıyız saati? İş diyorum dikkatinizi çekerim üstadım çünkü her gün aynı sayılara uğramak olsa olsa iştir. Hatta memuriyettir. Emekli olsaydı keşke şimdi o kadar gün boşa gitti. Biz mi toplasak aramızda üç beş bir şeyler. Ya da o da burada kalsin yatar ikimizin arasında. Açarız segah makamını, kaparız gözlerimizi, arada bakarız birbirimize. Daha doğrusu kontrol ederiz birbirimizi bir ben mi kapatmışım gözlerimi düşüncesinin esaretinde.
Gözleri kapamak cesaret ister üstadım. Zamandan kaçmak da.
Saat dayanamadıysa...
Alır mısınız bir dilim kek daha? Hiç yerim kalmadı. Hiç yarın kalmadı. Ya da hiç yarım kalmadı sandık zamandan kaçan saati. Dikkatinizi çekerim zamandan kalan saati değil.
Kalan ya da kalın bu gece burada. Bir yer yatağım daha var.
Bak şurada. Baksana. Hayır oraya değil. Bakabilmek büyük meziyet üstadım hele de zamandan kaçan saatin ardından bakmak en büyük meziyet.
Meziyet demişken akrep mi hızlı koşar yelkovan mı? Kaçınca mı aklına geldi bunu sormak? Daha bir dakika önce buradaydı saat sorsaydin ya!
Ayıp olur dedim üstadım kıyaslamak.
Al işte bir meziyet daha kıyaslamamak. Ya da kıyaslanmamak. Şimdi bu saat kaçtı ya zamandan, yerine işe alınacakla kıyaslayacak mıyız saati? İş diyorum dikkatinizi çekerim üstadım çünkü her gün aynı sayılara uğramak olsa olsa iştir. Hatta memuriyettir. Emekli olsaydı keşke şimdi o kadar gün boşa gitti. Biz mi toplasak aramızda üç beş bir şeyler. Ya da o da burada kalsin yatar ikimizin arasında. Açarız segah makamını, kaparız gözlerimizi, arada bakarız birbirimize. Daha doğrusu kontrol ederiz birbirimizi bir ben mi kapatmışım gözlerimi düşüncesinin esaretinde.
Gözleri kapamak cesaret ister üstadım. Zamandan kaçmak da.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)