Az okudum.
Çok konuştum.
Damarlarım özgüvenimi taşıyamayarak çatladı ve derimde tuzlu nehirler oluşturdu. O kadar tuzluydu ki dilimi değdirmeye tenezzül dahi etmedim. Bırak başkaları baksın dedim.
Kimse bakmadı.
İşin aslı kimse bakamadı. Bugüne kadar.
Bugüne kadar çünkü kafamda dönen kelimeleri, kafamda kağıda kaleme almayı bıraktım. Nehirlerimden akın etrafınızı yıkayın, ağızlarında çirkin bir tat bırakın insanların diye kelimelerime emir verdi.
Ama az okudum.
İçimden çok konuştum. Her okuduğum yazıda daha iyisini yaparım dedim.
Yapmadım.
Yazsam bile kim okuyacak dedim. Okunup hayran kitlem mi olacak dedim. Yazılarımı insanlara, insanları yazılarıma layık görmedim. Ama bu kadar özgüveni ne taşıyabilirdi ki içinde? Neye güvenerek besledim, büyüttüm bu özgüveni?
Dayanamadı ve çatladı damarlarım. O kadar çok aktı ki o tuzlu su. İstemesem de dilimin ucuna kadar geldi. Daha korkunç bir tat olamazdı. Sanki tuzu eritmişler de içine tuz döküp karıştırmışlar gibi tuzlu.
Nasıl layık görebilmişim? Nasıl başkaları tatsın demişim?
Özür dilerim!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder