14 Ekim 2018 Pazar

E Şıkkı

Rüzgar havalandırdı. Uçan halım süzülüyor yine gökyüzünde; bilir nereye gideceğini. Bu yüzdendir hiç önüme bakmam uçarken. Sağıma soluma bakarım. Aşağıya da bakarım da... Aslında aşağıya çok bakamam. Çok korkarım. Neyden mi?
Düşmekten.
Yüksekten de korkarım da düşmek kadar değil. Belki düşmekten korktuğum için yüksekten korkuyorumdur. Yere çakıldığımda çıkacak sesten korkuyorumdur. Ölmek dert değil de düşmek zor. Düşersem kalkamam bu sefer. Gücüm yok değil ha yanlış anlaşılmasın. Kalkmayı isteyen canım yok.
Uçuyorum yine. Sağımda solumda uzun uzun binalar put gibi duruyor. Kim gelip yıkacak acaba onları? Nereye götürüyor beni acaba? Dört köşesinde püsküller. Her biri rüzgarda koşan, saçları beline kadar uzamış, genç bir kız gibi. Bir birinin aynısı dört kız.
Mozaik desenler var üzerinde halının. Kırmızı yayılmış virüs gibi halının her yanına. Zararı yok ama kimseye. Krem rengi desenler mağrur, anlamlı. Keşke ben de anlasam ne anlama geldiğini. Sarılar sarmış desenlerin etrafını. Onlarında kafasında aynı soru:
Nedir yani şimdi bu desenler?
Hayatın anlamı mı?
Anlamsızlığı mı?
Belirlenmişliği mi?
Belirsizliği mi?
E şıkkı hepsi mi?
Maviler de var arada. Çok soru soruyorsun diyor bana her seferinde. Haklılar da. Ama nereye gidiyor bu halı? Atlasam mı bu sefer?
Ya düşersem. Düşersem kalkamam bak baştan söyleyeyim.
Bir bulut geliyor sağ yanımdan. Beni kabul eder mi acaba? Sorsam halı küser mi? Ama zaten gidiyor ki gideceği yere halı. Biliyor da gideceği yeri bana ihtiyacı yok. Yolda yakalarım ben onu. Biraz kırılır ama affeder sonra.
Ah bulut biraz gelip yatsam, yüzümü sürsem pamuk tenine olur mu? Sessizliği hayır mı demek?
Belki de ne soruyorsun aptal gelsene diyordur.
Dört kız kardeşin saçlar sağa savruluyor. Hayır! Bu son şansım. Bir daha bu cesarete sahip olamayacağım belki de asla. Atla. Uzaklaşıyorsun atla işte. Bir saniye sonra...
Atladım.
Düşmedim.
Halı gidiyor. Ama çok yumuşak. Pamuk tarlası gibi. Hep burada kalsam. Kimseyi duymasam, görmesem, hissetmesem. Kimse beni görmese, duymasa, hissetmese. Ben ve bulut.
Halı nereye kayboldu. Bu kadar çabuk mu vazgeçti bende. Kabul ben vazgeçtim. Ama sıkıldım o desenlerin anlamını çözmekten. Şimdi bulutla tek bir anlam var. Yanağımdaki yumuşacık his. Arkamdan bir uğultu geliyor.
Hayır! Dur! Tamam geri geleceğim dokunma buluta. Dört kız kardeşin saçları arkaya uçuyor. Yüzleri hırslı. Öldürecekler bulutu. Hayır yavaşla! Öldüreceksin onu! Hayıııııırrrrrr!!!
Yine halının üzerindeyim.
Özür dilerim bulut. Seni ben öldürdüm. Sen orada uzakta, yaşıyorken...Sadece iki dakika için...
Seni çok sevdiğimden mi öldürdüm?
Bencilliğimden mi yoksa?
Sen de mutlu oldun mu o iki dakikada?
Yoksa mutsuz muydun?
E şıkkı hepsi mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder