7 Şubat 2016 Pazar

Saat

Dur! Kaç saat!
Saat dayanamadıysa...
Alır mısınız bir dilim kek daha? Hiç yerim kalmadı. Hiç yarın kalmadı. Ya da hiç yarım kalmadı sandık zamandan kaçan saati. Dikkatinizi çekerim zamandan kalan saati değil.
Kalan ya da kalın bu gece burada. Bir yer yatağım daha var.
Bak şurada. Baksana. Hayır oraya değil. Bakabilmek büyük meziyet üstadım hele de zamandan kaçan saatin ardından bakmak en büyük meziyet.
Meziyet demişken akrep mi hızlı koşar yelkovan mı? Kaçınca mı aklına geldi bunu sormak? Daha bir dakika önce buradaydı saat sorsaydin ya!
Ayıp olur dedim üstadım kıyaslamak.
Al işte bir meziyet daha kıyaslamamak. Ya da kıyaslanmamak. Şimdi bu saat kaçtı ya zamandan, yerine işe alınacakla kıyaslayacak mıyız saati? İş diyorum dikkatinizi çekerim üstadım çünkü her gün aynı sayılara uğramak olsa olsa iştir. Hatta memuriyettir. Emekli olsaydı keşke şimdi o kadar gün boşa gitti. Biz mi toplasak aramızda üç beş bir şeyler. Ya da o da burada kalsin yatar ikimizin arasında. Açarız segah makamını, kaparız gözlerimizi, arada bakarız birbirimize. Daha doğrusu kontrol ederiz birbirimizi bir ben mi kapatmışım gözlerimi düşüncesinin esaretinde.
Gözleri kapamak cesaret ister üstadım. Zamandan kaçmak da.